İndirim, kampanya ve duyurulardan haberdar olmak için e-bültene abone olun.
“E-Bülten’e üye ol” düğmesine tıklayarak kişisel verilerin korunması kapsamında aydınlatma metnini kabul etmiş olursunuz.


1908 yılında olimpiyatlara gönderdiğimiz sporcu sayısı sadece 1’di. O, yalnız ama gururlu gencimiz jimnastikçi Aleko Mulos’tu. O yıl madalya kazanamadan yurda dönse de, olimpiyatlardaki ilk temsilcimiz olarak adını listemizin en tepesine yazdırmayı başardı.
Ardından takip eden yıllarda da olimpiyatlardan elimiz boş döndüysek de, 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları ülkemiz için gerçek bir dönüm noktasıydı. Güreşte Yaşar Erkan, olimpiyat tarihimizin ilk altın madalyasını kazanırken aynı olimpiyatlarda Ahmet Kireççi bronz madalyası ile olimpiyat kürsüsüne çıkan ilk isim olmuştu.
1936’nın ilkler listesi bir hayli kabalalık. Olimpiyat tarihimizin ilk kadın sporcuları eskrim dalında Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşeni olurken, ülkemizin ilk spor kulübü olan Beşiktaş jimnastik kulübünün yetiştirdiği bu iki kadın, oyunların ilk Müslüman sporcuları olarak olimpiyat tarihine geçtiler.
Güreşte Yaşar Erkan’la aralanan altın madalya kapısı 1948 Londra Yaz Olimpiyatlarında ardına kadar açıldı desek abartmış olmayız. O yılın efsane güreş takımı karosunda yer alan Gazanfer Bilge, yıllar sonra arkadaşları Nasuh Akar, Celal Atik, Yaşar Doğu, Ahmet Kireççi ve Mehmet Oktav için şu itirafı yapacaktı:
“İngiltere kraliçesinin daveti üzerine saraya gittik. Bir baktık masada içkinin kralı var. Bir daha nerede bulacağız böylesini deyip, keyfimize baktık. Saraydan ayrılırken dut gibiydik”
Altın madalyayı sadece güreş dalında görmüş bir ülkenin evlatlarına, altın madalya sevincini halterle yaşatan Naim Süleymanoğlu’nu nasıl unutabiliriz ki? 1986 yılında Bulgaristan hükümetinin baskılarından kaçıp ülkemize sığındığında kimse, 2 yıl sonra Seul’de yapılacak 1988 Yaz Olimpiyatlarında 6 dünya rekoru, 9 olimpiyat rekoru kırarak ülkemiz adına muhteşem bir zafere imza atacağını tahmin bile etmiyordu.
Ve bir ilk daha… Judocu Hülya Şenyurt, olimpiyat tarihinde ülkemiz adına madalya kazanan ilk kadın sporcu olarak tarihe geçti. Ne yazık ki 1992 Berselona Olimpiyatlarından bu yana bu unvanının önüne geçebilecek bir kadın judocu çıkmadı.
Hemşerisi Naim Süleymanoğlu gibi o da erken yaşlarda merak saldı halter sporuna. Halterde üst üste 3 olimpiyat şampiyonu olan 4 sporcudan biri olarak adını tarihe yazdırdı.
2016 Rio olimpiyatları döneminde madalya vadeden “16 altın sporcu” arasına girmesi pek tesadüf değildi elbette. Adını çoğumuz ilk kez 2008 Pekin Olimpiyatlarında kazandığı bronz madalyayla duymuş olsa da, 4 yıl sonra Londra Olimpiyatlarında tekvandodan kazanacağı altın madalya ile tarihe geçecekti. Bu madalya, Türkiye’nin tekvandodan kazandığı ilk altın madalya olarak da ayrı bir öneme sahip.
İki kez üst üste olimpiyatlarda madalya kazanan ilk kadın sporcumuz Nur Tatar’ı herkes tanır. Gecenin bir yarısında bronz madalya için maçında hop oturup hop kalktığımız, ona gelen her tekmede kafamızı eğdiğimiz, onun yerine sehpaya tekme attığımız o maçı unutmak ne mümkün. O Brezilya’da tatami üstünde rakiplerini bir bir devirirken, biz Türkiye’de zafer sarhoşuyduk adeta.
Rio’da kazandığı bronz madalya sonrası spikerin şu an neler hissediyorsun sorusuna verdiği “annemle konuşmak istiyorum” efsanevi yanıtını da unutmamak gerekir.